DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 15°C
Sisli

TBMM Başkanı Mustafa Şentop Kırşehir’de düzenlenen 32. Ahilik Haftası etkinliklerine katıldı.

21.09.2019

Meclis Başkanı Yaptığı konuşmada;Öncelikle hepinizi en içten duygularımla selamlıyor, bu anlamlı günde, güzel şehrimiz Kırşehir’deki bu buluşma için size teşekkür ediyorum.

Benden önce konuşan değerli konuşmacılarımız Âhilik kavramı etrafında değişik perspektiflerden değerlendirmeler yaptılar.

Kuşku yok ki âhiliği enine boyuna anlatmaya kalkışırsak günler boyu konuşabilir, bu hususta derinleşebiliriz.

Geçmiş ve geçmişin sosyal hayatı, geçmiş zamanın kurumları folklorik bir inceleme malzemesi değildir. Geçmiş çoğu zaman, içinde bulunduğumuz güncel dünyanın temellerinin atıldığı, harcının karıldığı yerdir, zamandır.

Yaşadığımız günlerin ruhuna hâkim olan her şeyin temelinde geçmişin bazı anahtarlarının bazı kilitleri açması ya da kapaması yatar. Zamanlar öncesinde atılan kimi temeller, üzerinde yükselen sosyal ve kamusal yapılar, bazen güncel olanı da belirlemeye devam etmektedir.

​Kıymetli Kardeşlerim,

​Ahilik, kardeşlik. Yüce Allah kitabımız Kur’an-ı Kerim’de “İnnemel Mü’minûne ihvetün” buyurmaktadır. Yani “İnananlar ancak kardeştir” demektedir. Ahilik teşkilatının temelinde de esasen kardeşlik duygusu yatmaktadır.

​Özünde meslek edindirme, meslek kurallarını belirleme, piyasayı düzenleme, yardımlaşma, dayanışma ve kardeşlik duygusunu barındırmaktadır.

​Ahilik teşkilatı, mensuplarına birbirlerini öz kardeşleri kadar yakın hissettirir. Aynı zamanda birbirlerine kefil olacak kadar, varis olacak kadar güven telkin eder.

​Dikkat ederseniz, yüzlerce yıldır varlığını devam ettiren bu teşkilatın genel merkezi yok.

​Şubeleri yok.

​Yazılı tüzüğü yok.

​Günümüz manasında dernek masasına kayıtlı değil.

​Ticaret sicil numarası da yok.

​Bir nevi soyut kültürel miras.

​Ama doğruluk, dürüstlük gibi herkes tarafından kabul edilen ilkeleri var. Yüzlerce yıldır yaşaması ve yaşatılmasının sebebi budur. Millî ve manevi değerleriyle teçhiz olmuş bir teşkilattır. Mayası bu topraklarda çalınmıştır.

​Ahilik, aynı zamanda çok fonksiyonlu bir teşkilat.

​Barış zamanında ticarî piyasayı düzenliyor, savaş zamanında sivil savunma görevini yerine getiriyor.

​Otoritenin kaybolduğu, nizamın bozulduğu durumlarda yönetim boşluğunu dolduruyor. Gereğinde itfaiye teşkilatı, gereğinde zaptiye görevi ifa ediyor.

​Ahilik günümüz anlamında meslekte alaylı olmayı ifade ediyor. Temelinde usta-çırak ilişkisi yatıyor. Böylece hem meslek öğretiyor, hem de değerlerin nesilden nesile aktarılması temin ediliyor.

​Bu çerçevede bu yıl 32’ncisini kutladığımız Ahiliğe sadece folklorik bir değer olarak sahip çıkmakla kalmamalı, onu hayat felsefesi haline getirip yaşatmalıyız.

​Konuşmamın başında ifade ettim; ahilik barış zamanında ve savaş zamanında farklı görev ve fonksiyonlara sahip bir teşkilat.

​Ahilik, felaket anlarında, savaş durumlarında sivil savunma teşkilatı olarak görev yapar. Nitekim ahilik teşkilatının Piri Ahi Evren Hazretleri de böyle bir kişiydi. Maneviyatımızın önderlerinden Hacı Bektaş Veli’nin çağdaşı olan Ahi Evren Hazretleri Moğol istilasına kadar Konya’daki Selçuklu Sarayı’nda atabey olarak görev yapan önemli bir kişiydi.

​Ahilik teşkilatının mensuplarını; “Eliniz, kapınız, sofranız açık olsun. Gözünüz, beliniz, diliniz kapalı olsun” nasihatleriyle yetiştiren Ahi Evren Hazretleri de meslek sahibiydi. Dericiliğin yanında yılan zehirinden ilaç üreten bir eczacıydı.

​Başkasının emeğinden geçinmeyi, miskinlik yapmayı tasvip etmeyen yapısıyla insanımıza nitelik kazandırmaya çalıştı. Onlara saygın ve şahsiyetli kişi olmalarının ilkelerini telkin etti.

​Baskı ve zorbalığa boyun eğmeyen karakteriyle Anadolu’yu işgal eden dönemin emperyalisti Moğollarla her zaman mücadele etti. Teşkilat mensubu esnafımızın da aynı inanç ve gayretle işgalci ve istilacılar direnmelerini sağladı. Nitekim bu uğurda mücadele ederken şehit edildi. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

​Ahilik teşkilatı mensupları, her zaman kuruluş gayelerine uygun şekilde hareket ettiler. Nitekim bunun en somut örneğini de İstiklal Savaşı’nda gösterdiler.

​Sivil yardımlaşma ve dayanışma teşkilatı olarak Anadolu’nun en ücra köşelerine kadar ulaştılar. Örfümüzün ve inancımızın bize öğrettiği ilkeleri meslekî terbiye metodu haline getirdiler. Böylece kahraman ordumuzun yeniden teşkilatlanmasında, cephelere mühimmat tedarik edilmesi ve ulaştırılmasında, ordumuzun levazım ihtiyacının karşılanmasında ahilik şuuruyla görev yaptılar.

​Değerli Kardeşlerim,

İçinde bulunduğumuz çağın bir adı da tüketim çağı. Peki hiç üretim olmadan tüketim olabilir mi? Üretimle tüketim insanlığın kadim zamanlarından beri yürürlükte olan doğal/diyalektik bir yasadır.

Ticaret kavramı ile hayatî ve hukukî bir yapıya bürünen üretim/tüketim/pazar ve ticaret hayatı, bugün geldiği nokta itibariyle, devasa büyüklükteki küresel pazar ilişkiler ağı içinde yürüyor.

Ama dünyanın her yerindeki insanların temel özlemi aynıdır: Güvenilir bir alışveriş yapmak. Aldanmamak. Mümkünse, kusurlu bir hizmet ya da mal satın almamak; alınması hâlinde de bunu iade veya tazmin edebilmek…

Ülkemizdeki tüketici sorunları ile ilgili çalışmalara ve davaların sayısal istatistiklerine baktığımızda ne yazık ki durum pek iç açıcı görülmüyor.

Neden? İşte başından beri anlamaya, anlatmaya çalıştığımız bir değerler bütünü olan Âhilik müessesesi ilkelerinin bugün varlığı ya da yokluğu meselesi.

Hayır, nostaljik bir kurumsal arayıştan söz etmiyorum. İlkeleri kaybettik. Sorunumuz bu.

Daha çok kazanç, daha hırslı örülmüş parlak hayatlar ister ve ararken; daha mutsuz, elindekiyle yetinmeyen, doymayan kişi ve topluluklara dönüştük.

İnsanı, toplumu, ticareti, yönetimi velhasıl bütün bir hayatı ayakta tutan temel değerler ve o değerler üzerinde yükselen yasaların içeriği boşaltılırsa, o değerler yok sayılırsa hayat cehenneme döner, kimse mutlu olmaz.

Burası sıradan bir şehir değil. Burası gündelik hayatın en önemli ayaklarından biri olan esnaflığın Piri Ahi Evran’ın yaşadığı bir şehir. O Ahi Evran ki, toplumu ayakta tutan temel değerleri, açık ilkelerle bu şehirde hayata geçirdi ve buradan bütün bir vatan bu ilkelere saygı duyan, içselleştiren ve yaşayan bir esnafın, zanaatkârın ahlâk zemini oldu.

Bu ilkelerin esnaf arasında örgütlü biçimde yürürlüğe girmesiyle, alışveriş yapanlar birbirinden emin oldu, ticarî hayatın omurgası olan güven duygusu tavan yaptı.

İçinde bulunduğumuz meydan da sıradan bir meydan değil. Bugün Caca Bey Câmii olarak andığımız bu yapı, geçmişin önemli bir medresesi, dahası 13. asrın son çeyreğinde Astronomi Yüksek Okulu olarak hizmet vermiş bir yapıdır.

Evet, geçmişin bulguları şaşırtıcıdır. Bugünlerde İstanbul’da yapılan ve hepimizin göğsünü kabartan Teknofest’in temellerinde işte bu gerçeklikten, bu ruhtan bir parça var.

Ahi Evran yahut Nureddin Caca Bey, yahut Hacı Bektaş-ı Veli, Hz. Mevlâna ve Selçuklu dönemindeki diğer büyük değerlerimizin hepsi, bize, yüksek bir ahlâkî tutumun yanısıra; yapılan işi kendi doğal yasaları içinde en iyisi olarak yapmamızı teklif eder.

Şöyle bir düşünelim; Herkes işini iyi yapsa, ileri süreceğimiz şikâyetler ne kadar azalır değil mi? Sinirlerimiz zıplamaz, zamanımız boşa geçmez ve paramızı boşa harcamamış oluruz.

Ahi Evran-ı Veli işte temelde hepimizi mutlu edecek bu formülü öneriyordu: İşini iyi yap, iyi yap, iyi yap.

Onun meşhur sözünü bir daha hatırlayalım: “Hak ile sabır dileyip bize gelen bizdendir; Akıl, ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir.”

Bu cümledeki kavramlara bakalım: Hak, sabır, biz, akıl, ahlak, çalışmak ve bizi geçmek…

Her yönüyle insanı sabra, umuda, iyiliğe, akıllı ve doğru davranmaya ve ileri gitmeye teşvik eden bir cümle. İçinde iyilik ve umut var.

Âhilik teşkilatının elbette kendi iç ritüelleri, ceza sistemi ve bir yönetim şekli vardı. Sistematik biçimde yaşayan bu düzene adı verilen “âhi” kelimesi türkçemizde eli açık ve cömert anlamı kazanmışken, arapçada kardeş anlamını taşır.

Şunu rahatlıkla söylemek mümkündür: Âhilik dar anlamıyla bir esnaf teşkilatlanmasının adıdır. Asıl âhilik ise ideal insan ve toplum arayışının bir ifadesidir. Bu pencereden bakarsak, esnaf teşkilatı anlamındaki âhilik, ideal âhilik arayışının bir parçasından ibarettir.

Değerli Dinleyiciler;

Artık küresel ve birbiriyle yakın temasta olan kırılgan bir dünyada yaşıyoruz. Savaşlar artık top tüfekle olduğu kadar, ticaret ve kültürel semboller üzerinden de yapılıyor.

Kültür sanat da dâhil olmak üzere her türlü üretim yapısı, sağlam iç dinamiklere ve sürdürülebilir atılım ruhuna sahip değilse silinip gidiyor, rakibine teslim oluyor.

Bugün kimi ülkeler ağır ve yıkıcı silahlarla işgâl edilirken, kimi ülkeler piyasa manipülasyonlarıyla, kimi toplumlar da zihinsel spekülasyonlar ve değerler parçalanması yoluyla imha edilmek isteniyor.

Küresel çatışmaların, didişmelerin merkezinde yer alan ülkemiz, tarihin bir çok döneminde olduğu gibi bugün de farklı odakların hedef tahtasına oturtulmak isteniyor.

Ama gerek Devlet planındaki 2000 yıllık tarihsel tecrübemiz, gerekse Hoca Ahmet Yesevî, Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Velî, Hacı Bayram-ı Velî, Yunus Emre, Hz. Mevlâna gibi gönül erlerimiz, büyük ruh kandillerimiz sebebiyle önümüzü aydınlık, içimizi güçlü ve sevinçli görüyoruz.

Bu topraklar, bu büyüklerimiz, Aziz Milletimize Allah’ın bir lütfudur.

Onların ana kaynaktan alıp formüle ettiği ilkeler bizim için de, insanlık için de uzun soluklu, değerli bir varoluş felsefesidir.

Tevazu, paylaşma, doğruluk, meslek ahlâkı ilkeleri etrafında esnaf ve zenaatkârlar üzerinden toplumu sağlam temeller üzerinde örgütleyen ve bir kamusal esenlik alanı tesis eden büyüklerimize selam olsun.

Unutmayalım ki yine bu toprakların bir değeri olan son büyük ozanlardan Neşet Ertaş usta da bu değerlerin şahitliğini yapıp, bize de bunu söyleyerek bir ömür geçirmiş ve aramızdan göçüp gitmiş bir gönül dostudur.

Nereye gittiğimizi anlamanın bir yolu, nereden geldiğimize bakmaktan geçiyor. Bu yüzden koşmak için bazen durup geriye bakmak, nefes almak ve geçmişle aramızdaki mesafeyi neyle ve nasıl doldurduğumuzu görmek gerekiyor.

Her türlü güçlüğe rağmen önümüzü aydınlık görüyoruz.

Çünkü toplumsal hayatın sağlam teorik ve pratik temellerine, tecrübesine sahibiz. Küllerin üzerine eğilip üfürmemiz ve alttaki cevheri bulmamız, oradaki koru uyandırmamız gerekiyor.

Ve işte şimdi Millet olarak her planda bunu yapmaya çalışıyor ve yapıyoruz.

Sizin her birinizin vicdan ve umudunun temerküz ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, esnaf ve sanatkârlarımızla ilgili olarak hemen her dönemde iyileştirici çalışmalar yapmayı sürdürüyor ve sürdürecek.

Bugün 81 ilimizde Ahi Evran ve onun bakışına eğilen, yüzyıllar öncesindeki çağrısına kulak veren programlar yapılıyor. Umulur ki esnafımız, tüccarımız, zenaatkârımız bu sese ses verir, bu ses kamusal hayatımızda yankı bulur.

Kıymetli Kardeşlerim

​Bugün ülkemizde 1 milyon 700 bine yakın esnafımız bulunmaktadır. Üstelik esnafımızın 270 bine yakınını da kadınlarımız teşkil etmektedir. Kadınlarımızın iş hayatında olmaları, katma değer oluşturmada, istihdam yaratmada söz sahibi olmaları adına bu durumu son derece umut verici kabul ediyorum. Kadınlarımızın ekonomik ve sosyal hayatımıza aktif bir şekilde katılmalarıyla birlikte kadın esnafımızın sayısının önümüzdeki yıllarda daha fazla olacağına inanıyorum.

​Bugün bir aileyi ortalama 4 kişi kabul ettiğimizde 7 milyona yakın kardeşimizin esnaflıktan geçimini temin ettiğini söyleyebiliriz. Ayrıca çalışanlarıyla birlikte bu sayı daha yukarılara çıkmaktadır.

​Şurası iyi bilinmelidir ki her esnafımız aynı zamanda bir müteşebbistir. Sermayesi oranında hepsi yatırım ve girişim kabiliyetine sahiptir.

​Ülkemizde büyük işadamı olarak bildiğimiz, tanıdığımız kim varsa hepsi esnaflıktan, tüccarlıktan gelmiştir. Dedelerinin, babalarının ya da ustalarının yanında edindikleri bilgi ve tecrübe ile girişimci yeteneklerini birleştirip işlerini geliştirmişlerdir.

​Yarının büyük yatırımcıları da esnafımız, tüccarımız arasından çıkacaktır. O sebeple aziz milletimizin omurgasını teşkil eden esnafımıza sahip çıkmayı bir görev kabul ediyorum.

​Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu konudaki hassasiyetini hepiniz biliyorsunuz. Ekonomik zorluklar karşısında esnafımızı ayakta tutmak için her türlü desteği vermekte, her türlü kolaylığı göstermektedir. Enflasyon canavarı ve faiz illetine karşı verdikleri mücadelede ne kadar haklı olduğuna hepiniz şahitsiniz. Ülkemizi faiz, enflasyon, kur cenderesinden kurtarmak için büyük bir gayretle mücadele ediyor. Onun bu mücadelesini boşa çıkarmak için uluslararası lobiler büyük bir direnç gösteriyor. Ama Türkiye büyük ülke. Milletimiz büyük bir millet. Bizim dinamiklerimiz bu lobilerin direncini kıracak kadar güçlü.

​Türkiye ekonomisinin yerinde saymasını isteyen güçlere karşı verdiğimiz mücadelede inşallah başarıya ulaşacağız.

​Bakın son birkaç ayda faizler yüzde 24’ler seviyesinden yüzde 12’ler seviyesine indi.

​Çift hanelere çıkan enflasyon yeniden tek hanelere doğru yaklaştı.

​Yeni ekonomik programla birlikte ekonomimiz cari fazla vermeye başladı. Daha önce yıllık 60 milyar dolar seviyesinde olan döviz açığını bu yıl kapattık. Bu yıl şu ana kadar 4 milyar dolar düzeyinde cari fazlaya ulaştık. Bu durumu bazı uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları da teyit ettiler.

Esnafımızın, iş hayatındaki insanlarımızın, vatandaşlarımızın sıkıntılarının farkındayız. Bu sıkıntıların sebeplerini ve müsebbiplerini de biliyoruz. Sıkıntıları aşmanın yolu, Türkiye’nin büyümesinden güçlenmesinden rahatsız olan, Milletimize kasteden fitne odaklarının isteklerine uymak, onların taleplerine göre hareket etmek değildir. Sıkıntılar, yeni macera arayışlarıyla, kişisel hırslarını her türlü Millet menfaatinin üstünde tutanların denemeleriyle de aşılacak değildir.

Milletimizin feraseti, sabrı, kararlılığı; istikbali gören ve hedefe kitlenmiş güçlü siyasi liderlik ile, birlik ve beraberliğimizi, ahiliğimizi, kardeşliğimizi koruduğumuz sürece, aramıza tefrika sokmadığımız sürece Allah’ın izniyle her türlü sıkıntının üstesinden geleceğiz.

​Bu duygu ve düşüncelerle bütün esnaf ve zenaatkârlarımızın Ahilik Haftasını kutluyorum. Geçmişten günümüze kadar ahirete irtihal eden esnaf ve zenaatkârlarımıza da Allah’tan rahmet diliyorum.

​Bizlere böyle güzel bir vatanda, hür ve bağımsız yaşama imkanı bahşeden şehitlerimiz, gazilerimiz başta olmak üzere, necip milletimize hizmet eden bütün büyüklerimizi, kardeşlerimizi minnet ve şükranla yâd ediyorum.

​Sizleri Allah’a emanet ediyorum.dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.