Dolar 18,8116
Euro 20,5004
Altın 1.165,25
BİST 4.713,39
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 12°C
Az Bulutlu
Tekirdağ
12°C
Az Bulutlu
Per 9°C
Cum 8°C
Cts 4°C
Paz 2°C

Suriye Filmi ve de Demokrasi – Mustafa Erkal

12 Eylül 2011 16:11 | Son Güncellenme: 27 Eylül 2011 10:36

Orta Doğu ülkelerinin bir ABD planı ve projesi kapsamında olmadan birbirlerine yaklaşmaları ve iyi ilişkiler kurmaları sürekli engellenmiş; zaman zaman da birbirlerine karşı kışkırtılmışlardır. ABD ve Batı birbiri ile çatışan ülkelerin ve unsurların bulunduğu yerde varlığını ve varlık gerekçesini sürdürebilmektedir. Irak’ta da bu böyle olmuştur. Sürekli Şii, Sünni çatışmaları körüklenmiş, aynı el tarafından kışkırtılmıştır. Etnik ve mezhep çatıştırmaları ABD’nin Irak’ta bulunma gerekçeleri olmuştur. Başta Saddam adlı diktatörden kurtulduk diye sevinenler, küresel diktatörün Irak’a demokrasi getirmediğini, sadece kendi çıkarlarının peşinde olduğunu öğrenmişlerdir. Ancak bunun faturası büyük olmuş, Irak’ta binlerce insan ABD askerleri tarafından öldürülmüş ve işkence görmüştür.
Şimdi aynı film Suriye’de tekrarlanmak üzeredir. Türkiye’ye düşen görev; milli çıkarlarına göre hareket edebilmek, bölgede kimsenin taşeronu ve ileri karakolu olmadan komşu ülkelerdeki güdümlü olmayan demokrasi hareketlerine demokrasi ve insan hakları açısından bakabilmektir. Türkiye’nin İran’la ve Suriye ile çatışması  -bu ülkeler milli çıkarlarımıza karşı politikalar uygulamadıkları sürece-  yanlıştır. Suriye yönetimi Fransız işgal döneminden beri Türkiye’yi dost olarak görmemiş, su meselesini devamlı milletlerarası toplantılara götürmüş, Suriye Türkmenleri üzerinde açık bir eritme politikası uygulamış ve Batının maşası olan PKK örgütünü doğrudan yahut dolaylı olarak desteklemiştir. Hatay’ı da kendi sınırları içinde görmüştür.
Bizim için önemli olan güneyimizde istikrarın bozulmaması, Suriye Türkmenlerinin insan haklarına uygun bir hayat sürmeleri ve Suriye’nin yarın yeni bir Irak olmamasıdır. Suriye’ye müdahil olmak ve aktif bir politika uygulamak, Irak’ta olduğu gibi bizi devre dışı bırakacak bir sonucu vermemelidir. Sorun “iki  ucu kirli bir sopa” gibidir. Bir tarafta tek patron haline gelen küresel gücün Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir parçası olarak Suriye’de uyguladığı politika vardır. Böylece Suriye’nin kuzeyindeki petrol boru hattı daha iyi kontrol altına alınacak, otonom etnik bir bölge yaratılarak Irak’ın kuzeyindeki yönetimle birleştirilecektir. Diğer tarafta, başta Suriye Türkmenleri olmak üzere her türlü baskı ve yok edilmeden kurtularak Irak’ta olduğu gibi defolu, hileli ve emperyal bir demokrasiye kavuşmamaları gereken Suriye vatandaşları vardır. Irak’a ABD tarafından getirilmeyen demokrasi Suriye’ye hiç gelmeyecektir. Aşırı iyimser ve hayalci olmaya gerek yoktur.
Suriye Türkmen Cephesi ve diğer bazı kaynaklardan edindiğimiz bilgiye göre, 22 milyonluk Suriye nüfusunun 3,5 milyonu Türkmen’dir. Bunların yarısı da maalesef uygulanan kapalı rejim ve eritmeci politikalarla Türkçesini kaybetmiştir. Büyük şehirlerde Araplaşmış Türkmen gerçeği vardır.
Suriye Türkmenlerinin iktidar karşıtı eylemlerde 200 civarında şehit verdiği belirtilmektedir. Direnişçilerin de Batıdan destek görmediklerini söylemek mümkün değildir. Bunların silahsız oldukları da iddia edilemez. Türkmenlerin düğünlerinde Türkçe yasağı devam etmektedir. Bir araya gelmeleri engellenmektedir. “Beşşar bizim tek Tanrımız” diye Şam’daki camilerin duvarlarına yazı yazan yönetim yanlıları, insan öldürme makinesi haline gelmişlerdir.  Osmanlı’nın terk ettiği topraklarda huzur ve istikrar, insan hakları hayal olmuştur. Türkiye’yi yönetenler iç politikadaki çelişkileri dış politikaya taşımamalıdırlar. İleri karakol haline getirilmiş, Füze Kalkanı Projesine pazarlıksız boyun eğmiş bir Türkiye, bölgede pazarlık gücünü kaybeder ve hedef haline getirilir. Ordu ile uğraşmayı bırakalım. İsrail’den özür ve tazminat beklerken tam tersine İsrail’in“kalkan”ı oluyoruz.