DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ °C

PROF.MÜMTAZ SOYSAL’IN ARDINDAN…

12.11.2019

(15.9.1929 – 11.11.2019)
İbrahim BİRELMA
15.9.1929’da Zonguldak’ta doğan Mümtaz Soysal, Galatasaray Lisesi’ni 1949’da, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni 1953’te bitirdi. 1963’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde doçent ve 1969’da profesör olan Soysal, 1971’de aynı fakültenin dekanlığına seçildi. Forum, Akis,Yön ve Ortam dergileriyle Yeni İstanbul, Ulus, Cumhuriyet,Barış ve Milliyet gazetelerinde yazıları yayınlandı. 1961’de Kurucu Meclis Anayasa Komisyonu üyesi, 1962- 1964’te Merkezi Hükümet Teşkilatı Araştırmasının Genel Raportörü olarak çalıştı. 18 Mayıs 1971’de SBF’de dekanlığı sırasında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınıp tutuklandı. 1968’den beri okuttuğu “Anayasaya Giriş”kitabında “komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle 6 yıl 8 ay hapse, 2 yıl 2 ay 20 gün Kuşadası’nda ikamete ve kamu haklarından ebediyen mahrumiyete mahkum edildi.Ondört buçuk ay Mamak Askeri Cezaevinde kaldı.Hakkındaki hüküm Askeri Yargıtay’ca dört kez bozuldu. 1991 seçimlerinde SHP’den Ankara milletvekili oldu, dışişleri bakanlığı yaptı. 1999’da DSP’den Zonguldak milletvekili seçildi. DSP’den ayrılıp Türkiye’nin 48.partisi Bağımsız Cumhuriyet Partisini kurdu. Kırk yaşında hayata veda eden Sevgi Soysal ile evliliğinden iki çocukları oldu.
11.11.2019’da Beşiktaş’taki evinde yaşamını yitiren Prof. Mümtaz Soysal’a Allah’tan rahmet, ardında kalanlara sabır dilerken, O’nu bazı düşüncelerini anımsatarak uğurlamak istiyoruz:
-Anayasa öyle bir yasa ki devletin temel yapısını ve bu yapının başlıca işleyiş kurallarını gösteriyor.Aynı zamanda çıkarılacak yasaların uymak zorunda kaldıkları temel ilkeleri de gösteriyor.Anayasalardaki temel ilkeler, daha çok, vatandaşların temel hakları ve özgürlüklerini koruyan başlıca hükümlerdir.
-Onsekizinciyüzyılın sonlarından beri ve özellikle Tanzimatıizleyen yıllarda, Türk toplumunda birbiriyle çatışan iki zümre belirmişti: bir yandan yüzeysel bir batılılaşma ve yenileşme çabası içinde bulunan “askeri ve sivil bürokrasi”, bir yanda da taşra eşrafıyla toprak sahipleri ve onlara katılan din adamları. Bu iki zümre, halk üzerindeki etkisi dolayısıyla, yığınlarla devrimciler arasında sürekli bir soğukluğun ve uzlaşmazlığın bulunmasında rol oynamışlardı.
-Kurtuluş Savaşı, toprakları doğrudan doğruya işgal edilmiş bir ulusun, türlü zulüm ve haksızlıklara karşı, en sonunda hırslı başkaldırışı olduğu için, bu ulusal şahlanış o zamana kadar kaynaşamamış zümreleri de bir araya getirmiştir. Gerçi taşra eşrafının bir kısmı, ilk işgallere karşı hayli pasif kalmıştır ama, ulusça girişilen mücadele yavaş yavaş onları da kendi safına almakta gecikmemiştir.
-Bu bakımdan “Milli Mücadele’de rol oynamış insanlar arasında, o zamana kadar bir araya gelmemiş, çeşitli zümrelerin temsilcilerine rastlamak mümkün. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin %28’i memurluktan ve öğretmenlikten gelmeydi, askerler%15,hukukçular %13 oranındaydı. “Askeri ve sivil bürokrasi”den sayılabilecek bu zümreye karşılık, üyelerin %17’si din adamı, %12’si tüccar, % 9’u serbest meslek sahibi,%6’sı da çiftçiydi.
-Savaştan sonra,toprak reformu gibi toplumun ekonomik sosyal yapısını değiştirecek köklü adımların atılmamış olmasını ve çoğunlukla yüzeyde kalan yeniliklerle yetinilip halk yığınları üzerindeki egemenlik ilişkilerinin kurulamamasının başlangıçtaki bu kaynaşmaya bağlamak yanlış olmaz.
-Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştıran askeri ve sivil bürokratik kadro, bu ölüm-kalım mücadelesinde karşısında değil, yanında yer almış olan sınıflara dokunacak adımlar atmaktan çekinmiştir. O sınıflarda bu ulusal birleşmenin yarattığı elverişli ortamı kendi çıkarları için kullanmaktan geri kalmamışlar, savaş sonrasında bütün devlet mekanizmasının kendi yönlerinde çalışmasını sağlamışlardır.
-Türkiye,Anayasa kurumları ve kuralları yoluyla sağlanan ya da sağlanmaya çalışılan bir toplum dengesinden uzaklaşıp sanayileşmenin ve yapısal değişmelerin getirdiği yeni bir toplumsal güçler dengesine doğru kaymaktadır.
-Topluma Anayasa kurumları ve kurallarıyla yön vermek yerine, toplumdaki değişmeyi izlemenin, ondan sonuçlar çıkarmağa çalışmanın gereği daha iyi anlaşılacaktır.
-Anayasayı her türlü kutsallıktan sıyırıp geçmişten geleceğe doğru gidişin belli bir noktasında oluşturulmuş bir kurallar bütünü olarak görmek daha doğrudur. Böyle yapılınca, her kuralının gerisinde yatan ya da sürüp giden çekişmeleri gözleyerek, toplumun gelişmesi ve kendi kendini aşması bakımından daha gerçekçi çözümlere varmak kolaylaşır.
-Anayasayı anlamak demek, onu yerli yerine, kendi olanaklarının çerçevesine oturttuktan sonra, temeldeki ekonomik ve sosyal etkenleri anlamağa başlamak demektir. ( Mümtaz Soysal, 100 Soruda Anayasanın Anlamı, 2.Baskı, Gerçek Yayınevi, Mayıs 1974 kitabından derlenmiştir.). 12.11.2019

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.