DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ °C

CHP SÜLEYMANPAŞA İLÇE BAŞKANLIĞI BASINLA BİRARAYA GELDİ

CHP Tekirdağ Süleymanpaşa ilçe başkanlığı Yeni Sanayi Düğün salonunda yapılan toplantıda basınla biraraya geldi. İlçe başkanı İlker Yağcıoğlu yaptığı açıklamada; Yurdumuzda 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe girişimi ve günümüze kadar olan gelişmelerle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Süleymanpaşa İlçe Başkanlığımız bazı konuları sizlerle paylaşma ve halkımızı bu konularla ilgili olarak bilgilendirme ihtiyacı duymuştur.

Ülke bütünlüğümüzü hedef alan en önemli konu maalesef TERÖR konusudur. Yine Gaziantep ilimizde meydana gelen kanlı kına gecesi katliamı hepimizin yüreklerini bir defa daha dağlamıştır. Ölen çocukların fazlalığı, canlı bombanın da bir çocuk olması, terörün nasıl sınır tanımaz bir cani olduğunu gözler önüne sermiştir. Ülkemiz saldırı altındadır. Acımız büyüktür. Bütün şehitlerimize ve katledilen vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet ,yakınlarına sabır diliyoruz.Bu konuda alınması gereken her türlü tedbiri CHP olarak destekliyoruz. Ancak şunu da ısrarla ve üstüne basarak belirtmek isteriz ki, bu olayların bu kadar artmasının ve ülkemizin sınırlarının kontrolünün kaybedilmesinin ,huzur ortamının bozulmasının en önemli sebebi uygulanan yanlış dış politikalardır. Büyük Ortadoğu Projesinde olduğu gibi, Irak ve Suriye politikalarında da hata yapılmıştır. Hesaplar tutmamıştır. Dost-düşman analizi yanlış yapılmıştır. Hükümetimizin mutlaka muhalefet partileri ile birlikte milli bir dış politika geliştirmesi gerekmektedir.

Küresel güçler tarafında da desteklendiği bilinen Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) 15 Temmuz 2016 tarihinde, demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetine karşı bir darbe girişiminde bulunmuştur. Darbe girişimi akşamı Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu ve sonrasında da Cumhuriyet Halk Partisi yöneticileri tarafından darbe karşıtı tavrımız açıkça ortaya konmuştur. Bu tavır Cumhuriyet’i ve parlamenter demokrasiyi koruyup yaşatmak adına konan bir tavırdır. Bizler laik cumhuriyet ve Atatürk aşığı insanlar olarak demokrasi dışı yöntemleri kullanan ve halkımızı hiçe sayan her türlü girişimi nefretle kınıyoruz.

Darbe gecesi karanlık olan bazı olaylar geçen süre zarfında netleşmeye başlamıştır. Gözaltına alınan ve tutuklanan asker, polis, devlet memuru ve sivillerin basına sızan ifadeleri ülkemizin nasıl bir badire atlattığını ve cemaat üyelerinin yıllar içerisinde devlet birimlerine nasıl sızdığını gözler önüne sermektedir. Bu darbe girişiminin; özellikle dindar gözüktükleri için güvenilir sanılan, devlete ve Türk Ordusunun içine yıllar içerisinde sızmış, siyasilerin de desteği ile son zamanlarda üst kademelere çıkmayı başarmış, bir grup hainin, devletin silahının bir kısmını gasp ederek, millete karşı kullandığı bir terör eylemi olduğu aşikârdır. Bu eylemi gerçekleştirenlere asker vasfından ziyade terörist olarak yaklaşmak gerekmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri halkımızın bağrından çıkmış ve milleti için var olan bir ordudur. Ordumuz Türk tarihinin hiç bir döneminde, içinden geldiği halkına silah doğrultmamış, milletin meclisini bombalamamıştır. Bu darbe girişimi TSK’nın kendi insanına karşı kurşun sıkan, kendi halkını bombalayan bir yapı olduğu izlenimi yaratmaya yöneliktir. Dış güçlerin desteğiyle yaratılmaya çalışılan algı, maalesef ki TSK’yı yıpratmaya yöneliktir. TSK’nın halkımızın gözünde ve yüreğindeki itibarı hedef alınmaktadır. Ülkemizin güçlenmesinden ve küresel güç olmasından korkanlar orduyu yıpratmanın, devleti yıpratmak olacağının bilinciyle hain planlarını uygulamaktadır. Ülkesine ve milletine duyduğu sevgi ile canını hiçe sayarak, şehitlik mertebesine ulaşmak için sokaklara dökülen ve günlerdir demokrasi nöbeti tutan halkımızın, darbe girişiminin engellenmesinde büyük önemi vardır. Bu etkinlikler esnasında adeta bir Çanakkale ruhu uyanmış ve kahraman halkımız sokaklarda tek yürek olmuş, bedenini tanklara siper etmiştir. Ancak, göz ardı edilmemesi gereken husus; Genelkurmay Başkanlığının emirleri doğrultusunda, TSK’lerinin elindeki binlerce tankı, tonlarca mühimmatı, yüzlerce uçağı, yüzbinlerce hafif silahı koruyarak, canları pahasına bu askeri silah ve malzemeyi kışlada tutmayı başaran şanlı Türk Askerinin darbe girişiminin bertaraf edilmesinde oynadığı roldür. Darbe gecesi asıl mücadele ordumuzun kendi içerisinde cereyan etmiştir. Yüce Türk Milleti ve onun yeminine sadık vatan evlatları bu hain terör saldırısını kısa sürede defederek, darbecileri ve onları destekleyen küresel güçleri saf dışı bırakmıştır. Bu nedenle, eski asker düşmanlığı refleksi ile hareket edilerek ordunun daha fazla yıpratılması, ancak hainlerin ekmeğine yağ sürecektir. Esas hedeflenen hususun bu olduğu idrak edilmelidir.
Darbe girişimi sırasında Gazi Meclis’te toplanan milletvekillerimiz büyük bir özveriyle bombalar altında birlik ve beraberlik örneği sergilemiştir.
Unutulmamalıdır ki; 2002 yılından beri Adalet ve Kalkınma Partisi tek parti olarak iktidardadır.Bu işin siyasi sorumluluğunun büyük kısmı AKP nin sorumluluğundadır. Sn Cumhurbaşkanı bu konuda halkımızdan özür dilemiştir ancak AKP bu sorumluluğun bedelini ödemeye yanaşmamaktadır.Bu politikaların sorumluları ortaya çıkarılmalı ve bu sorumlular üstlerine düşen siyasi bedeli mutlaka ödemelidirler. 2002 yılına kadar cemaatle aynı yolda yürümüş ve terörist başı Fethullah GÜLEN’in ne kadar yüce bir şahsiyet olduğunu, bütün sıralı AKP kurmayları medya kuruluşlarına defalarca ifade etmiştir. Zaman gazetesi okumanın, okumasa bile koltuğunun altında gezdirmenin bir ayrıcalık olarak algılandığı, devlet kurumlarında görev yapan üst düzey memurların masalarında bu gazeteyi bulundurarak, rant sağlamaya çalıştıkları hafızalarımızdadır. 2002 yılından sonra cemaat yapılanması devlet kademelerinde maalesef hız kazanmış, bazı cemaat vakıflarına yapılan bağışlara vergi muafiyeti getiren kanunlar meclisimizden geçirilmiştir. Devletten ne istedi ise alan cemaat ekonomik olarak kendini güçlendirmiş, devletten aldığı ihaleler ve teşviklerle ülke ekonomisinde söz sahibi olmuştur. Bugün ülke genelinde birçok devasa şirketin terör örgütüyle bağlantısı bilinmektedir.
Bu hain kalkışmanın ve devleti ele geçirme teşebbüsünün sorumluları bağımsız yargı tarafından yargılanmalı ve bu hainliğin sorumluluğu nereye ve hangi tarihe dayanırsa dayansın adaletle cezalandırılmalıdır. Mutlaka suçlular ve örgütle alakası olan şahıslar titizlikle tespit edilerek, adalete teslim edilmelidir. 17-25 Aralık tarihinin siyasi bir sınır olarak bir koruma kalkanı gibi ortaya konması, bu kalkışmanın köklerinin kurutulmasına engel olacaktır. Adalet mekanizması bağımsız biçimde çalıştığında suçlu ile suçsuzu, kandırılmışla ,kastedeni birbirinden ayırmaya muktedirdir. Bu konuda siyasete değil adalete güvenilmelidir.
Maalesef zamanın başbakanı olan Sayın Cumhurbaşkanı, yıllar sonra “Kandırılmışım” diyerek yüce milletimizden özür dilemiştir. Biz halkımızı temsil eden yöneticilerimiz bu kadar kolay hata yapmamalı diyoruz.

1980 darbesi ve sonrasında Türk Aydını ve Solu Emperyalizmin oyunlarından en çok zarar gören ve bedel ödeyen kesim olmuştur. Sistematik olarak devlet kademelerinden uzaklaştırılmışlar, çoluklarına devlet kademesinde yükselme olanağı tanınmamıştır. Son 10–15 yıl içerisinde birçok vatan evladımız askeri lise ve harp okulları giriş sınavlarında bütün yazılı ve sözlü sınav engellerini aşmalarına rağmen, mülakat sınavı adı altında yapılan bir görüşmede sadece cemaat bağlantıları olmadığı için elenmiştir. Atatürkçü çocukların askeri okullardan nasıl attırıldığı, solcu hakim ve savcıların nasıl görev kademelerinde pasifize edildikleri herkes tarafından bilinmelidir.
Türk sağ ve solunun artık “vatandaşlık” ortak paydası altında birleşmesinin zamanı gelmiştir. Şimdi cumhuriyetimizin temel nitelikleri olan demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti etrafında birleşme zamanıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün söylediği “Türkiye Cumhuriyeti’ni Kuran Türkiye Halkına, Türk Milleti Denir” düşüncesi yol göstericimiz olmalıdır. Bizi birbirimize düşürenlere karşı dur demeli, küresel sermayenin, sömürgecilerin örgütlediği her türlü din istismarcılığına karşı tek vücut olmalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti ve milletimizin geleceği hiçbir dini oluşuma terk edilemez. Laikliğin özgürlüğümüzün teminatı olduğu, aksi durumlarda Fethullah GÜLEN gibi din istismarcılarına ve tacirlerine teslim olacağımız unutulmamalıdır. Bugün bir dini cemaate hizmet eden Fethullahçı Terör Örgütü yapılanmasının yerini, zihniyet değişmez ise, yarın başka cemaat veya dini oluşumlar alacaktır. CHP’nin tek derdi “laiklik” diyenler bu darbe girişiminden sonra bunun önemini herhalde kavramışlardır. Yıllarca laiklik tanımını evirip çevirip tartışarak, toplumu hatalı bilgilendiren ve kavramın altını boşaltmaya çalışanlar, bu kavramın zedelenmesinin nelere yol açtığını artık görmelidirler.
Milli eğitim politikaları din esaslı olmaktan çıkarılmalıdır. Okullarımızda İslam tarihinden ayrıştırılmış, Türk Tarihi de okutulmalıdır. Milletimizin tarihi şanlı başarılar ve ibretlerle doludur. Türk kelimesinden ve tarihinden korkmanın, emperyalistlerin Balkan savaşları öncesinde oynadıkları oyunların bir benzerini oynamalarına izin vererek parçalanmanın ayrışmanın gereği yoktur. Türk milleti kendi içinde birlik olduğunda her zaman başarılı olmuş bir millettir.

Yaşanan süreçte, devlet kadrolarında ciddi bir boşalma olmuştur. Bu kadrolar tekrar doldurulurken aynı yanlışlar yapılmamalı, özellikle dini tarikatlara mensup kişilerin tekrar devlet içinde yuvalanmalarına kesinlikle engel olunmalıdır. Yandaş esaslı görevlendirmenin çözüm olmadığı, sadakatin ölçülmesinin mümkün olmadığı ve mutlaka liyakatin öne çıkarak devlet yönetiminde liyakat ve sadakatin beraber aranması gerektiği unutulmamalıdır.

Darbe sonrası muhalefetinde desteğiyle üç ay süreliğine tüm yurdumuzda Olağanüstü Hal ilan edilmiştir ve ülkemiz KHK ile yönetilmektedir. Bu durumun ivedilikle sona erdirilmesi ve bütün KHK lerin Meclis onayına sunulması şarttır. Meclis sistem dışarısına itilerek, Kanun Hükmünde Kararnamelerle birçok önemli değişiklik yapılmaktadır. Askeri Liseler TSK ve devlet memurları ile ilgili kararlar, devletin temizlenmesi ve yeniden yapılanması ile ilgili tasarruflar mutlaka muhalefet partileri ile paylaşılmalı ve mümkünse onayları alınmalıdır. Bu süreçte yapılacak yanlışlar toplumu daha büyük bir kutuplaşma ortamına sürükleyebilir.

Önemli olan kışlayı uzaklaştırmak yerine vatanına ve ülkesine bağlı, aklını ve benliğini halkına hizmet için kullanacak gençler ve subaylar yetiştirebilmektir. Böyle gençlerin yetişmesi temin edilemedikçe istediğiniz kadar uzağa taşısanız da tehdit algısı değişmeyecektir. Abdülhamit Osmanlı Donanmasını bu düşünce ve haletiruhiye ile kızağa çekmiş ve çürümeye terk etmiştir. Bu zihniyetle hareket edilirse tankların aküleri, araçların lastikleri sökülür. Çözüm cemaatçi değil Atatürkçü gençlik yetiştirmektedir.

Tereddüt konusu olan bir diğer husus ise boşalacak askeri kışlaların rant kapısına dönüşmesidir. Daha şimdiden Kuleli Askeri Lisesinin otel olacağı konuşulmaktadır. Bu askeri ilim yuvalarından sadece cemaatçiler yetişmemiştir. Çanakkale de ve Kurtuluş savaşında vatanı uğruna şehadet şerbetini içen binlerce vatan evladı da bu okullarda yetişmiştir. Millete mal olmuş, milli tarihimiz için önemli tarihi yapılar, bina ve kışlalar müzeye çevirilerek halka hizmete devam etmelidir.

İlk ve orta öğretim kurumları, ister askeri liseler, ister imam hatip okulları, isterse kolejler olsun genç dimağlara eğitim vermektedirler. Hiçbir eğitim kurumu devletin milli eğitim politikalarının dışına çıkmamalıdır. Dini eğitim devletin kontrolünde verilmeli, hiçbir cemaat veya dini oluşuma terk edilmemelidir. Tarihimiz Osmanlı Devleti zamanında isyan çıkaran imam görünümlü yabancı ülke ajanlarıyla doludur.

Bizler, Cumhuriyet Halk Partililer olarak; şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da demokrasiyi, halkın kayıtsız ve şartsız egemenliğini savunacağız. “DARBELERE DE, SİVİL DİKTATÖRLÜK” arayışı içinde olanlara da sonuna kadar karşı çıkacağız. Ülkemizin geleceği tam demokrasidedir. Güçlü bir parlamenter sistem ve özgürlükçü bir demokrasi için her türlü çabayı göstermeye hazırız. Zaman birlik olma, bir olma zamanıdır. Bu bizim tarihi sorumluluğumuzdur.

Sivil toplum kuruluşlarının ve halkın duyarlılığının ne kadar önemli olduğuna en güzel örnek, kentimizde örgütlenen STK larının MÜLTECİ KAMPINA HAYIR kampanyasıdır. Sn Valimize yaptığımız hoşgeldin ziyaretimiz sırasında kampın bir “Geri gönderme merkezi” olarak kalacağı ve sivil toplumun talepleri doğrultusunda yerinin değiştirileceğine dair hayırlı bir haber almış durumdayız. Bu konuda Valiliğimiz Süleymanpaşa belediyemiz ile yeni bir çalışma içerisine girmişlerdir. Bu sivil toplumun bir zaferidir.

CHP Bu güne kadar olduğu gibi bundan sonra da sivil toplumun taleplerini en üst düzeyde desteklemeye devam edecektir.

Bu duygularla sizin nezdinizde Cumhuriyet Halk Partisi Süleymanpaşa İlçe Yönetimi olarak, hemşerilerimizi sevgiyle selamlıyor, önümüzdeki günlerin, halkımıza, demokrasimize, ülkemizdeki bağımsız hukuk sisteminin işleyişine, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına katkı sağlamasını diliyoruz. Darbe girişimi esnasında şehit olan kahraman askerlerimize, emniyet mensuplarımıza ve yüce milletimizin kahraman evlatlarına Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır, yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz. dedi.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.