DOLAR
EURO
ALTIN
BIST
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Tekirdağ 9°C
Yağışlı

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ TEKİRDAĞ ŞUBESİ AÇIKLAMASI

30.04.2018

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 26.27.28 Nisan 2018 tarihlerinde Ankara’da düzenlediği “2023 Türkiye’si Sempozyumu” büyük bir düşünce şöleni olmuştur. Bilim, araştırma ve meslekler alanında ulusal ve uluslar arası çapta düşünce sahipleri bir araya gelerek Cumhuriyetin kuruluşundan 21. Yüzyılın dünyasına uzanan bir şeyin içinde ve büyük bir vukufla yaratıcı görüşler sergilemişlerdir. Sempozyum, ciddi bir düşünce zenginliği içinde, yarına dönük bir ‘Büyük İlk’ olmuştur.

1. Sempozyum, Atatürkçü düşünceyi dar kalıplar içinde kabul etmeyen, özünü, cevherini özenle koruyarak ve geniş bir düşünce ufku oluşturarak hazırlandı. Ve bir yeni düşünce seferberliği için başlangıç oldu. Katılanlar, Sempozyumun tüm oturumlarında, geçmişin ve bugünün dünyasında ve Türkiye’sinde doğru ve sağlam bilgilere dayanan bir ortak paydanın oluştuğunu saptadılar. Bu ortak payda, Cumhuriyet’in 21. Yüzyılında yeniden doğacak varlığının, yeniden bağımsızlığa erişme iradesiyle vücut bulacağıdır.
2. Bağımsız olamayan insanlar gibi, bağımsızlık iradesini oluşturamayan (veya bundan vazgeçen) toplumlar da içinde yaşadıkları dünyada ve tarihte gereken kabulü göremezler. Dünya sermayesinin ve güçlü devletlerin menfaatleri için şımartılabilirler. Fakat adam yerine konulmazlar. Türkiye böyle bir tuzağın içine sürüklenmiştir. Buradan ancak Cumhuriyet’in aydınlık aklı ve 21. Yüzyılın bilim ışığını kavrayan genç kuşakların mücadelesiyle çıkacaktır.
3. Her devrim kendini geliştirmek zorundadır. Yavaşlar ve durursa, ‘karşı devrim’ mutlaka önce ‘masum görünüşlü talepler’ arkasına saklanarak ve bunlar yeni düşüncelerin ürünü imiş gibi ortaya çıkar. Zaman ve yol buldukça yayılır ve zemin bulur. ‘ Karşı devrimci’ senaryo, böyle ve kendine mutlaka iç ve dış destekler bularak zenginleşir. Türkiye’de de bunu gördük. Cumhuriyetin devrim yıllarından ‘kuruluş’ un zor ve başarılı yıllarına ilerledikçe, devrimci damarın sürekli beslenememesi ile oluşan ‘kırılmalar’ o zemine fırsatlar yaratmaya başlamıştır.
4. Türkiye, özellikle 1980’den itibaren böyle bir senaryonun alanı haline gelmeye başlamıştır. 20. Yüzyıl başlarken, tarihin emeğe ve kadınlara ilk kez yapıcı olma fırsatı vermeye başladığını dünyada ilk kavrayanlar arasında Cumhuriyet’i kurucuları yer almıştır. Bu dünya çapında tarihi bir kavrayıştır. Ancak, 1980’den sonra, Türkiye’de karşı devrimci senaryo Cumhuriyet’in ‘kırılma’sını, işçileşmenin arttığı bir toplumsal seyir içinde önce çalışma haklarını eriterek başlamıştır. Bunu, önce kadınları ve genç kuşakları ezerek başlamıştır. İnsanı değersizleştirerek geleceği yok etme oradan başlamış ve oradan aldığı cüretle örgütlenmiştir.
5. Oradan 2000’li yılların Türkiye’sine erişen karşı devrim çizgisi, bugün çocukları, genç kuşakları ülkenin eğitim sistemini yok ederek kurgulamaya giriştiği bir cendere içine hapsetmeye yönelmiştir. Halkın, çocuklarını eğitme düşüncesi ve arzusu büyüdükçe bu cendere şekillenmektedir: halkın, ödeme gücü düşük bırakılan büyük kesimi çocuklarına ‘parasız’ eğitime (yani, imam hatipleşmeye) terk ederken, ödeme gücü bulabilen bir ‘yeni orta sınıf’ çocuklarını ‘paralı’ eğitime (yani, piyasalaştırılan bir eğitime) yönlendirecektir. Genç kuşakların büyük kitlesi bir ‘yeni orta çağ’ın dişlilerine verilecek, görece zengin çocuklar karşı devrimin bu senaryosu içinde bir azınlık eliti oluşturacaklardır. Bu yolda son adım üniversitelerin parçalanmasıdır. Tablo, Cumhuriyetin özgür ve aydınlık insan yetiştirme tasarımının sonudur. Bu, Türkiye’nin hızlanmakta olan yetenekli insan göçünün de başlangıcıdır.
6. Şu görünüyor: Türkiye bir nitelik duvarına çarpmıştır ve orada kalmaktadır. Cüsse büyüdükçe nitelik sorunu da büyümektedir. Cehalet, bilgiden daha hızlı büyüme yolundadır. Bu, Türkiye için muhtaç olduğu en değerli şeyi kaybetmek demektir: uygarlık yolunda ‘yeni zaman’ı kaybetmek.
7. 2000’li yıllarda, dünya sermayesi ve büyük devletlerin sözcüleri tarafından Türkiye’ye ‘modernizasyon’ olarak sunulan bu tabloda ülke insanını ve genç kuşaklarını kaybederken, toprağının ve yapabileceği üretimin de değerini bilmeyen, bunu algılamaktan uzak bir yönetim tarzına kilitlenmiştir. Ne kadar tarım arazisi var? Bilinmemektedir! Ve tarım ülkeyi beslemeye yetmemektedir. Sanayi bir düşük teknoloji çemberi içine hapsolmuş kendini ancak ithalata sürdürebilmektedir. Ve bu üretim fazlası, ancak git gide artan bir borçlanma ve ülkenin Cumhuriyet sayesinde birikmiş varlıklarının satışı ile sürdürülebilmektedir. Bu yük, Türkiye halkının gitgide küçülen kesesinden finanse edilmekte, ağırlaşmakta ve taşınmaz hale gelmektedir.
8. Türkiye, üzerine örülen bu kalın kabuğu kırmak ve var olabilmek için buradan çıkmak zorundadır. Kaybettiği zamanı yakalamaya ve ileri gitmek mecburdur. 2023 tarihi yaklaşmıştır. Problemi kavramak ve çözmek gerekiyor. Cumhuriyet, Türk halkına 20. Yüzyıla ve uygarlığa adım atabilmek için inşa edilen büyük kapının adıdır. 2023, 21. Yüzyılına adım atabilmek için, Türk halkının kendine Cumhuriyetin büyük kapısını yeniden inşa edilmesinin başlangıç tarihi olmalıdır.
9.Bunun için, Türkiye için öncelikli yol bilimdir. Teknoloji satın alınabilir, bilim aklı satın alınamaz. Çünkü bilim daima bir ileri ve yaratıcı düşünce tarzının ürünüdür. Son yüzyıl içinde dünya çapında büyük ve yoğun biçimde gelişen, çoğalan bilim aklı yegâne ‘yol gösterici’dir. İzleyerek ve dönüştürerek 21. Yüzyılda dünyada var olabilmenin zorlaştığını yansıtan teknolojideki gelişmeler de, bize ‘önce bilim’i işaret etmektedir.
10. Cumhuriyetin 20. Yüzyıl için ön gördüğü uygar toplum bir ‘bütünlük’ halinde düşünülmüş, buna erişilmeye çalışılmıştır. Şimdi, yine 21. Yüzyılın belirsizlikler taşıyan, çetin dünyasında var olabilmek için ‘bütünlük’ içinde (yekpare) ve mutlaka Cumhuriyetin cevherini hep akılda tutan, çok boyutlu, kendi bağımsız iradesini oluşturarak ilerleyen, dünyayı iyi inceleyen, iyi tanıyan bir toplum aklına ihtiyacımız çok artmıştır. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin bu tarihsel Sempozyumu böyle bir toplum aklının zenginleşerek büyüyeceğini gösteren ve yaygınlaşacak ilk örnektir. Kutlu olsun. 30.04.2018

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.